Merhaba dostlar,

Gezi yazıları hakkında yazmayı planladığım önceki gezilerden derlemelerim vardı ama bugün üç hafta önce finaller gelmeden aniden gelişen haftasonu kaçamağımızı anlatacağım. Hadi hemen başlayalım. :)


Planlama

Her şey lise arkadaşım Oğuzhan ve onun kız arkadaşı İlayda'yla beraber otururken Oğuzhan'ın yeni aldığı kredi kartında puan olduğunu ve bunu nasıl harcayacağını sormasıyla başladı aslında. Önce internet üzerinden harcamayı deneyip istediğimiz bir sitenin puanları kabul etmemesi üzerine de bu kaçamağı gerçekletirmiş olduk. Ben benzinliklerde geçerli olacağını söyleyince "Kampa falan mı gitsek?" fikri geldi aklımıza ve hemen yer aramaya başladık. Ve macera is cominggg olduk. :D

İnternette klasik "İstanbul'da nerede kamp yapılabilir?" gibi klasik bir arama yaptıktan sonra birkaç yer çıkardık, bunlardan biri de Kilyos'tu. Ağva tarafını düşündük fakat uzak olması sebebiyle ben sıcak bakmıyordum o tarafa. (Cari açık veren bir finansal durumum olduğu için karttaki puanın yetebileceği yerleri düşünüyordum. :) )

Yola Çıkıyoruz

3 Mayıs Cuma günü derslerimiz bitince çıkmak üzere sözleşmiştik. O gün okulda işim uzayınca benim biraz geç kalmam sebebiyle kulaklarım Oğuzhan ve İlayda tarafından çok çınlatılsa da onları Küçükçekmece'den almamla yolculuk başladı ve kafamızda hala net bir yer yoktu aslında. Puanla benzin almaya gittiğimizde düşündük ve bu saatten sonra gidilebilecek en mantıklı yerin Kilyos olduğunu düşünüp yola çıktık.

İstanbul'da görmeye alışık olmadığımız doğa harikalarının arasında ve "Buraya otobüs de mi geliyor?" şaşkınlığı içinde Kilyos'a varmıştık. Ama bir problemimiz vardı. Nerde kamp yapacaktık? Üçümüzünde kafasında bir şey olmadığı için haritayı açtım ve gidilebilecek en uç noktayı haritadan seçip işaretledim ve oraya sürdük arabayı. Gittiğimizde oranın özel bir tesis olduğunu ve kişi başı 25 liraya kamp yapabileceğimizi öğrendik. Ordaki görevli içeri girip bakabileceğimizi söyledi, biz de içeri gidip bir bakalım dedik ama benim hiç para vermeye niyetim de yoktu tabi. :) Biraz pazarlıkla 20şere anlaştık sonunda, ayrıca yeri de beğenmiştik ama aklımızda "Farklı, ücretsiz yerler de var mıydı acaba?" düşüncesi kalmasın diye de biz döneriz deyip ordan ayrıldık ve ücretsiz yer aramaya koyulduk. İnternette biraz daha taradık, çoğu "Ücretli, ücretsiz kamp yapmak için en ideal yer Kilyos!" yazıyordu ama söve söve kapattık o sayfaları. :) Birkaç yer gezdikten sonra aklıma Jandarma'yı aramak geldi. Aradım Bölge Jandarmayı ve yasak yerde kamp yapmamak için aradığımı söyleyip bize önerebilecek yerleri olup olmadığını sordum. Uzunya diye bir yer olduğunu ve ücretsiz kamp yapabileceğimizi söylediğinde baya mutlu olmuştuk. Olduğumuz yere 5.5 km civarındaydı bastık gittik fakat maalesef orası da tesisleşmiş bir yerdi ve oradaki görevliler de orada kamp yapılamadığını söylemeleri ile biz yıkıldık tabi. -Sad story :(- Ordaki görevliye sorduk civarda yapılabilecek yerleri. O da bir yer tarif etti, tarifi aldık yola çıkacaktık ki söylediği yoldaki engebe epey fazlaydı. Arabayı durdurdum ve sövmeye başladım doğal olarak. :D

Biraz sövme aşamasından sonra ilk gittiğimiz yere gitmeye ve en azından bu geceyi orda geçirmeye karar verdik. Çünkü hem yorulmuştuk, hem de artık çadırları kurup oturmak ve dinlenmek istiyorduk. Karnımız da acıkmaya başlamıştı yavaştan. :)

İlk gittiğimiz yere gidip abiye selam verip bir gecelik ücretimizi ödeyip girdik içeri. Karadenizi ayağımızın altına aldığımız bir yere çöküp çadırları kurmaya başlamıştık bile. Tüm yorgunluğumuzu atacağımız ve kafa dinleyeceğimiz iki günlük kaçamağımız işte burda başlıyor... -Okumayı bırakmak yok haa, çok kızarım. :)-

Kamp [İlk Gece]

Çadırları yarı birbirine yarı karadenize bakacak şekilde kurduk ve hemen mangalımıza kömürleri doldurmaya başladık. Hemen kömürleri yakıp üzerine aldığımız sucukları doldurduk ve bir güzel karnımızı doyurduk. Peşine de keyif cigaramı uzanıp yakınca benden kralı yoktu tabii. :)

Getirdiğim ufak bluetooth hoparlörle kampın DJ'liğini yapmaya başlamıştım ben o sıra. Ankara havalarından Ege türkülerine, Karadeniz harartmalarından enstrümental piyanoya kadar geniş bir repertuarımız vardı. :D

Mangaldan kalan közlerimizle suyumuzu kaynatıp bir de közde kahvemizi yapınca -çakma kahve inanma :)- kendimize gelmiştik, sohbet - muhabbet - tavla üçlüsü içinde geceyi kapattık o gece.

Ertesi Gün

Sabah "Saat kaç oldu la?" diyip üşüyerek kalktığımı hatırlıyorum. :) Çadırın fermuarını açtığımda Oğuzhan ve İlayda çadırlarında yoktu. Saat 10 civarıydı, biraz kek atıştırırken karşıdan sallana sallana geliyorlardı. Meğer sabah güneş doğunca 7 gibi güneş onların çadırda çok rahatsız etmiş onları uyuyamamışlar, ben dondum deyince baya linç de yedim hatta -Teşekkürler Osan baba-. :D Sonra Oğuzhan'ı çadıra çağırdığımda haklı olduğumu anladığımı yaptığı buzdolabı benzetmesinden anladım ama hadi neyse. :P -Quecha qualitesi :)-

Oğuzhan ve İlayda gelene kadar yaptığım çekim denemesi :D

Hemen kahvaltı yapmak için mangalı tekrar yakıp bir şeyler atıştırdıktan sonra biraz yürüyüş yapmak için önemli eşyaları arabaya koyup ve çadırları kapatıp çevreyi keşfe başladık. Şimdi biraz fotoğraf yığını ve altlarına yaptığım yorumlarla devam edeceğim.

Love Story ve Saplar Kulübü Yönetim Klübü Başkanı :P
İlayda 🌺 - Robot Bey - Osan Baba
Love Story 💘
Askerlik Hatırası ghsddfgs
Anlatmaya gerek yok, işte görüyorsunuz :D
Ne bileyim yani ne diyeceğime diyip diyemeceğime... (bkz. ne dediği anlaşılamayan dayı)
Yanlışlıkla iyi çıkanlarda bugün. :D
Ortam bu kadar yandıktan sonra da çadırlarımızın yanına geri dönmeye karar verdik. :)

Gezi Sonrası

Çevre keşfini bitirdikten ve ayaklarımızı karadenizin buz gibi sularında ıslattıktan sonra çadırlarımıza gelip dinlendik. Etrafa piknikçiler dolmaya başlayınca yanımızda demlik de olmaması sebebiyle hasret kaldığım çay damarım kabardı. Oğuzhan ve İlayda'ya "Çay isteyen var mı gençler?" diye sorup çay avına başlıyordum. :D


Akşama Doğru

Akşama doğru yerimiz iyi olduğundan bir gece daha burada kalmaya karar verdik ama benim canım tekrar kişi başı 20şerden 60 vermek istemiyordu. Yanımızda iki yirmilik olmasını dilerdim fakat 50 lira vardı. Adamla giriştiğimiz pazarlıktan sonra üç kişi 50 liraya bir gece daha kalmak için anlaştık. Erzaklarımız tükenmeye yakın olduğu için çarşıya gidip birkaç malzeme aldıktan sonra havanın kararmasını ve midelerimizin biraz guruldaması için benim çadıra geçip kağıt oyunu oynamaya başladık.

Baya rüzgar estiği için çadırın fermuarlarını falan çekmiştik. Ciddi manada fazla rüzgar esiyordu. Oyunu oynarken Oğuzhan sineklikten bakıp "Ulan benim çadır yıkılıyo la!" deyince şaka yapıyor sandım ilk. Sonra şaka olmadığını anlayınca benim çadırdan fırlayıp harbiden eğilmiş olan direkleri düzelttik -:D- ve arabaya koşup kazık ve ipleri aldık. Çadırları ipler ve kazıklarla gerdirip sabitleyene kadar epey bi atraksiyon yaşamış olduk ama farklı bi deneyim oldu bizim için. :)

Sonrasında rüzgar biraz hafiflemişti, karnımız da acıkmaya başladığı için hemen mangalımızı ve peşine ateşimizi yaktık. YouTube'den telif yemeyeceksem o gecenin ritmini şöyle aşağı bırakıyor olurum. :)

Osan Baba maden aramaları yaparken

Dönüş Zamanı

O gece rüzgar ve yağmurun altında uyurken hiç olmadığı kadar huzur bulmuştum. Ertesi gün İstanbul'un o kalabalığına hiç dönesimiz olmasa da vakit gelmişti. Yine mangalımızın üstüne son kömürlerimizi attıktan sonra artık ayrılma zamanı da geliyordu. -YouTube dayı ne olur telif yemeyelim bunlardan. :D-


Evet dostlar bugün sizlere bir haftasonu kaçamağının Kilyos'ta nasıl geçebileceğine dair hikayemizi anlattım. Umarım beğenmişsinizdir. Yazıyı aşağıdaki emojilerle oylamayı ve aşağıdaki yorum kısmından fikirlerinizi, düşüncelerinizi belirtmeyi unutmayın. Herkese iyi çalışmalar. :)